BAŞARI VE MUTLULUK

Sevgili öğrenci,
Arzularımız ne kadar şiddetli ise onları elde etme konusunda da o kadar ısrarcı oluruz. İsteklerimiz azaldığında, çalışmada azalacaktır. Başarı, hedeflerimizi ciddiye almamızla doğru orantılıdır. Başarmanın ilk şartı harekete geçmektir. Elde etmek istediğimiz şeyler için hemen ilk yapılması gereken şeyler düşünülür ve uygulama aşamaları planlanır. LYS - YGS ya da Trog’u kazanmak isteyen bir öğrenci için de durum farklı değildir.


BAŞARI VE SONRASI

Başarılı olmanın tek ve mutlak ölçüsü yoktur. Örneğin sadece üniversiteyi bitirmek başarılı olmanın tek yolu değildir. İnsan yetenekli olduğu çok değişik alanlarda, severek yapabileceği çeşitli işlerde kendini ortaya koyabilmişse, yaşamdan zevk alan birisi ise başarılı olmuş demektir. Hayatta en büyük amaç mutlu olmaktır.

Çalışmanızın yönünü belirlemek ve çalışma isteğinizi sürekli tutmak için yapmanız gereken en önemli şey; sizi ileride mutlu edecek yönü belirlemektir. Neye ulaşmak için çalıştığınızı bilmeniz gerekir.

Arkadaşlar, mutluluk ve çalışmayı durup dururken gökten zembille indirip hayat size bahşetmez. Gayret ve çabanızla o mutluluk ve başarıyı hayattan sizin almanız gerekiyor. Tabi ki bunu yaparken de şartları ne ise onlara da uymanız gerekecektir.


VERİMLİ DERS ÇALIŞMA

Anne, baba ve öğretmenlerin öğrenciden genel beklentisi, onların “derslerine çok çalışıp başarılı olmaları” yönündedir. Beklenti böyle olunca başarısızlığın nedeni, “yeterince çalışmamak” olarak görülmekte ve öğrenciden sürekli daha çok çalışması istenmektedir. Oysa gerekli olan “bilinçsizde çok çalışmak” değil; verimli ders çalışma yollarını iyi bilerek ve bunlardan gereğince yararlanarak etkili çalışmaktır.

Verimli ders çalışma yollarını öğrenmek isteyen öğrencinin, önce bu yönde olumlu alışkanlıklar kazanmaya kararlı ve niyetli olması gerekir. Öğrenci buna karar verdikten sonra ders çalışmasını aksatan ya da kolaylaştıran alışkanlıklarının bir listesini yapmalıdır. Bir yandan listede yer alan olumsuz alışkanlıklarını bırakmaya çalışırken öbür yandan da olumlu alışkanlıklarını pekiştirmek için çaba göstermelidir. Çalışma ve denemeler, olumsuz alışkanlıklar atılıncaya, olumlu alışkanlıklar iyice yerleşinceye kadar sürdürülmelidir.


DERS ÇALIŞMA KONUSUNDA YANLIŞ TUTUMLAR

Ders çalışma konusundaki en yaygın yanlış tutumlar ise şu biçimlerde göze çarpmaktadır:

• Amaçsız çalışma.
• Evin değişik yerlerinde çalışma.
• Yatarak, uzanarak çalışma.
• TV karşısında ya da sesli ve sözlü müzikle çalışma.
• Kaynaklardan yararlanmama.
• Derslerden korkma, anlayamadığı dersi bırakma.
• Derslerle ilgili önyargılar.
• Gözlerinizi yapamadıklarınıza çevirmek.
• Zorlanılan derslerin dışlanması.
• Aşırı kaygı (güvensizlik)
• Çalışma anında hayallere dalmak.
• Motivasyon noksanlığı, isteksizlik.
• Günlük ayrıntılara boğulmak.
• Çalışmayı tamamlamadan bırakmak.
• Arkadaşlara “HAYIR” diyememek.
• Televizyona takılıp kalmak.
• Dersler, konular hakkında yetersiz bilgi sahibi olmak.
• Düzenli tekrarlar yapmamak.
• Plansız programsız çalışmak.
• Kendiniz başkalarıyla kıyaslamak.
• Zamanı denetleyememek.
• Çevrenizin sizden beklentilerinin yüksek olması.
• Sınav bilgi ve tekniklerini yeterince bilmemek.
• Çalışma anında uygun dinlenme aralıklarını vermemek.
• Çözümlenemeyen ailevi veya kişisel sorunlar içinde boğulmak.

Eğer yukarıdaki alışkanlıklarınız varsa büyük ölçüde ders çalışma konusunda yanlış tutumlara sahipsiniz demektir. Bu yüzden aşağıdaki ders çalışmanın verimli yöntemlerini dikkatle izlemeniz ve uygulamanız gereklidir.


BİR HİKAYE:

GÖRMEK İÇİN GÖZ ŞART DEĞİL

Adamın biri, ilk defa gittiği bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:
- Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum. Çok yakın olduğunu söylediler.
Çocuk arabanın camını iyice açtıktan sonra:
- Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.
Adam, çocuğun yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.
Çocuk:
- Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? Diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
- İyi ama, demiş adam. Bunların parktan değil de bir tek ağaçtan gelmediği ne malum?
- Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk. Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsınız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu da duyarsınız.
Adam, gözlerini hafif kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş onun kör olduğunu.
Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini fark ettiğini.
Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:
- Üç yıl önce kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki… Sizinkiler sağlam öyle değil mi?
Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına doğru yönelirken:
- Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey benden daha iyi gördüğün…


ETKİLİ DERS ÇALIŞMA İÇİN NELER YAPILMALIDIR

1. AMAÇLARINIZI BELİRLEYİNİZ Her çalışma bir amaca yönelik olmalıdır. Bu amaçlar, bir problemin çözümünü öğrenmek, bir yazıdaki ana düşünceyi bulabilmek vs olabilir. Bunları iyi belirleyerek çalışmaya başlayan kişiler, bu yakın açmalara ulaşa ulaşa sınıfını geçmek, okulunu bitirmek ve sınavı kazanmak biçiminde özetlenen uzaktaki amaçlarına da ulaşmaktadırlar.

Amacınızı netleştirmek için şu soruları kendinize sorun:
• Nasıl bir gelecek istiyorum?
• Hangi üniversitede okuyacağım?
• Mesleğim ne olacak?
• 5 – 10 yıl sonra kendimi nasıl hayal ediyorum?
Gerçekleştiremeyeceğiniz hedeflerle zamanınızı boşa harcamayın ve yutabileceğiniz lokmalar yiyin.

2. PLANLI ÇALIŞINIZ
Birden çok iş ya da ders üzerinde aynı günde çalışmanız gerektiğinde hangisinden işe başlayacağınızı bilemediğiniz ya da çalışmaya başlamak karar veremediğiniz anlar oluyor mu? Bu soruya yanıtınız “evet” ise, sizin planlı çalışmayı bilmediğinizi kolayca söyleyebiliriz. Bu tür bir durumla, yani aynı zamanda birden çok dersi çalışmayla yüz yüze geldiğinizde, derslerden her birinin üzerinizde yarattığı ruhsal baskı, bunlardan herhangi birine kendinizi tümüyle vermenizi engelleyerek ve verimsiz biçimde işlerden birini bırakıp ötekine atılmanıza neden olacaktır.

Bu tür kararsızlık ve karışıklık ancak hangi dersi ne zaman yapacağınızı belirli bir sıraya koymakla yani “karar vermekle” ortadan kalkar. İşte çalışmada plan; “nasıl” , “ne zaman” ve “nerede” çalışacağınıza karar vermek demektir.

Öğrenciler günlük ve haftalık bölümleri de olan aylık çalışma planlarında;
• Hangi derslere, haftanın hangi günleri çalışacaklarını
• Geçmiş konuların tekrarına ne zaman yer vereceklerini
• Sınav tarihlerini
• Hazırlayacakları ödevlerin neler olduğunu ve zamanını
• Planlarına aldıkları, ancak çeşitli nedenlerden ötürü zamanında yapamadıkları çalışmalarını ne zaman tamamlayacaklarını
• Dinlenme, müzik dinleme, televizyon izleme, spor yapma, sinema ve tiyatroya gitme gibi ders dışı etkinliklere ne zaman yer vereceklerini göstermelidirler.

Günlük çalışma çizelgelerinde; okulda geçen saatler, ders çalışma, eğlenme, dinlenme, ev işlerine yardım ve uyku saatleri gösterilmiş olmalıdır. Çalışmaya başlayacağı zaman kendini yorgun ve isteksiz hisseden öğrenci, çalışma saatlerini yanlış seçmiş demektir. Beklemeden günlük çalışma çizelgesinde gerekli değişikliği yapmalıdır.

ÖYLEYSE DERS ÇALIŞMA PROGRAMI;
• Zamanı etkin bir şekilde kullanmanızı
• Neye nerden başlayacağınıza karar vermenizi
• Bilgilerinizi ne kadar özümsediğinizi görmenizi
• Ne zaman dinlenip, ne zaman çalışacağınıza karar vermenizi sağlar.
• Geleceğinize bir adım daha yaklaşmanızı kolaylaştırır.
• Güven ve motivasyon sağlar.
• O gün öğrenilen konuların tekrarınızı yapmanızı ve testlerinizi çözmenizi
• Ödevlerinizi tamamlamanızı
• Bir gün sonra işlenecek konuların ön hazırlığını yapabilmenizi sağlayacaktır.

DERS PLANINIZ NEDEN BOZULUR
• Amaçlarınız net değilse,
• Bilgi eksikliklerinizi giderememişseniz,
• Özel işleriniz daha fazla vaktinizi alıyorsa,
• Çalışmaya karşı motivasyonunuz yoksa ve çalışmayı sürekli erteliyorsanız ders çalışma planınızı gözden geçirmelisiniz.

BİR HİKAYE:
ISRAR VE METOT

İnsanın bazı eksiklerinin nasıl bir avantaj haline gelebileceğini anlatan güzel bir öykü bu.
Japonya’da bir çocuk 10 yaşındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiştir. Oysa çocuğun büyük bir hayali varmış., büyüyünce büyük bir judo ustası olmak istiyormuş. Sol kolunu kaybetmesiyle birlikte bu hayalide yıkılan çocuğun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, belki bir ümit ışığı olabilir düşüncesiyle Japonya’nın ünlü bir judo ustasına gidip, çocuğunun durumunu anlatarak yapılacak bir şey olup olmadığını sormuş. Judo hocası “çocuğu getir bakalım” demiş. Ertesi gün baba ile oğul çıkmışlar hocanın karşısına. Hoca çocuğu şöyle bir süzmüş ve “tamam” demiş. “Yarın çocuğun eşyalarını getir, çalışmalara başlıyoruz.” Ertesi gün çocuk geldiğinde hocası ona bir hareket göstermiş ve “bu harekete çalış” demiş. Çocuk bir hafta bu harekete çalışmış. Sonra hocasının yanına gidip “bu hareketi öğrendim, başka hareket göstermeyecek misiniz?” diye sormuş. Hocanın cevabı “çalışmaya devam et” olmuş. 2 ay, 3 ay, 6 ay derken çocuk okuldaki 1 yılını doldurmuş. Bu bir yıl boyunca da hep o aynı hareketi tekrarlamış. Hocanın yanına tekrar gitmiş.
- Hocam 1 yıldır aynı hareketi çalışıyorum. İyi de yapıyorum. Bana yeni bir hareket göstermeyecek misiniz?
- Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete geçeceğiz. 2 yıl, 3 yıl derken çocuk hocanın nezaretinde 5 yılını doldurmuş. Bir gün hocası çocuğun yanına gelip,
- Hazır ol, seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın, demiş.
Delikanlı şok olmuş. Hem sol kolu yok hem de Judoda bildiği tek hareket var. Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş ama hocasına saygısından dolayı ses çıkarmamış.
Turnuvanın birinci günü delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. Rakibine bildiği o tek hareketi yapmış ve kazanmış. Derken ikinci, üçüncü maç… Çeyrek final, yarı final ve umulmadık bir biçimde finale katılmaya hak kazanmış.

Finalde delikanlının karşısına ülkenin son on yıldır yenilmeyen şampiyonu çıkmış. Rakip, judoda tam bir üstat. Delikanlı dayanamayıp hocasının yanına koşmuş.
- Hocam hasbelkader buraya kadar geldik. Rakibime bir bakın hele. Yılların şampiyonu, ben de ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var. Bu kadarı bana yeter. Çıkıpta rezil olmayayım.İzin verinde turnuvadan çekileyim.
- Olmaz. Yenilirsen de namusunla yenil.
Çocuk çaresiz çıkmış müsabakaya ve maç başlamış. Delikanlı yine bildiği o tek hamleyi yapmış ve bir hamlede rakibini yere sererek şampiyon olmuş. Kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş.
- Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var. Nasıl oldu da ben kazandım?
- Bak oğlum. İlk olarak 5 yıldır aynı hareketi çalışıyorsun. O kadar çok çalıştın ki yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan kimse yok. İkinci olarak da, o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun içinde rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir.

O HALDE NE YAPMALIYIZ?
Amacınızı açık ve net bir şekilde tanımlamalısınız. Çalışma planınızı o günün derslerine, koşullarına ve ihtiyaçlarına göre arttırabilir veya azaltabilirsin.
Çalışma sürelerinin uzunluğu derslerin özelliklerine göre düzenlenmelisiniz. Planınız ani durumlarda, çalışmanın değişik saatlere kaydırılmasına olanak verebilecek şekilde hazırlanmalıdır.
Hangi dersin hangi konuda nasıl bir çalışma yöntemi izleyeceğinizi açıkça belirleyin. Öğrenmek için konu çalışmaya mı, konudaki bilgileri hatırlamak için tekrar yapmaya mı, yoksa pekiştirmek için ve hız kazanmak için test çözmeye mi ihtiyacınız var?
Tüm bunları önceden planlayarak çalışma masanıza oturun! Yapacağınız planda hangi günlerde hangi konuları çalışılacağı, tekrar edileceği veya test çözüleceği belirleyiniz. Planınızı o günkü veya ertesi günkü derslerinize veya sınavlarınıza göre ayarlayabilirsiniz.

3. ZAMANI VERİMLİ KULLANINIZ
Öğrenciler, bedensel, zihinsel, duygusal yapıları, ilgileri ve yetenekleri bakımından birbirinden farklıdırlar. Bir öğrencinin isteyerek çalıştığı ve hemen öğrendiği bir dersi başka bir öğrenci zor öğrenebilir. Bir başka öğrenciyse çabuk yorulabilir ya da çalışmak istemeyebilir. Bu nedenle ders ya da konu içinde ayrılacak süre, öğrenciden öğrenciye değişir. Her öğrenci zamanı kendine göre ayarlamalıdır. Bir saat çalıştıktan sonra araya 5-10 dakika dinlenme koymak yaralı olur. Bu sayede bir saatlik çalışma sonunda dağılan dikkat ve azalan verim tekrar kazanılır.

Çalışacağınız dersleri planlarken, okuma yolo ile öğrenilebilecek tarih, edebiyat gibi derslere çalışmanın başında yer vermek faydalı olur. Böylece zihin yorulmadan yoğun okuma gerektiren konular daha iyi anlaşılır.

Çalışmalarınızda çeşitliliğe yer verin, uzun saatler boyu tek bir ders çalışmak yerine, bu zamanı bloklar halinde değişik derslere ve konulara ayırın.

Çalışacağınız dersleri belirlerken, sürekli olarak çalışmaktan kaçındığınız ders varsa çalışmaya ondan başlamalısınız.

Ders çalışmak için gerekli gücün toplanabilmesi bakımından eğlenmeye ve spora da zaman ayrılmalıdır. Ancak bu süre gereğinden fazla olmamalıdır.

4. VERİMİ AZALTICI ETKENLERİ ORTADAN KALDIRINIZ
Çalışmaya başlamadan önce yorgunluk, uykusuzluk, ağrı,sızı, elem duygusu, korku, öfke, aşırı kaygı, fazla heyecan, endişe,açlık, aşırı tokluk, aile dertleri normalin altında veya üstündeki fiziki şartlar (çok sıcak, çok soğuk gibi) , acelecilik, telaş, araç ve gereç noksanlığı gibi etkenlerin elden geldiğince giderilmesi gerekir.

DERS ÇALIŞMA SORUNLARI
Çok sayıda öğrenci, ders çalışma ile ilgili yakınmalarını ve sorunlarını sık sık dile getirir. Bunlardan bir kısmı ders çalışmaya başlamakla güçlük çektiğinden, bir kısmı çalışmayı sürdüremediğinden şikayetçidir. Yapılan araştırmalara göre ders çalışma konusundaki sorunlar başlıca şu nedenlerden kaynaklanmaktadır:
• Öğrencinin küçük yaştan itibaren çalışma alışkanlığı edinmemiş olması
• Yanlış çalışma alışkanlıkları
• Temel bilgi eksikliğinden dolayı dersleri anlayamama
• Kendine güvensizlik, olumsuz duygu ve düşünceler
• Ailevi sorunlar

Yukarıda sıralanan nedenler gerçekten hayatımızı etkileyecek ciddi sebeplerdir. Bunlarla ilgili en kısa zamanda eğitim kurumumuzun rehberlik servisinden yardım almamız gerekiyordur.

5. UYGUN BİR ÇALIŞMA ORTAMI SEÇİNİZ
Çalışma yerinin önemi çok önemlidir. Çalışma yeri derli toplu, yalın elden geldiğince sabit ve sakin olmalı, ayrıca ışık, ısı gibi fiziksel sorunları da çözümlenmiş olmalıdır. Ayrı bir yerin sağlanamaması çalışmadan kaçmanın bir nedeni olmamalı, elverişsiz koşullarda da ders çalışmaya alışılmalıdır. Yatakta, koltukta ve divanda uzanarak çalışmak dikkatin toplanmasını güçleştirecek, öğrencinin çalışmak için daha çok zaman yitirmesine neden olacaktır.

Işık, ısı, gürültü seviyesi
Çalışmaya başladığınızda çalışma alanınızı gölgelendirmeyecek, normal ışıklandırılmış bir odanızın olması iyidir. Masa lambası daha da iyi olabilir. Çalışma yerinizin sürekli gürültü alan bir yer olmamasına dikkat ediniz.

Dik oturma
Enerji ve dikkat toplama mesajı verir. Dik oturma aynı zamanda bir ciddiyet mesajıdır. İşin önemsenmesini, dersin daha yoğun bir istekle çalışılmasını anlatır bize.

Çalışma köşesi
Çalışma köşesinde sadece ders çalışılmalıdır. Hayal bile kurulmamalıdır. Hayal kuracaksak başka bir yer kullanmalıyız. Böylece orası bize sadece dersi ve ders ile gelecekte elde etmek istediğimiz güzellikleri hatırlatacaktır. Hep aynı yerde çalışın ve mecbur kalmadıkça bu yeri başka bir iş için kullanmayın.

Çalışmaya başlamadan önce; gerekli malzemeler hazırlanmalıdır, fakat bu hazırlığı ders çalışma hevesimizi azaltacak bir yoğunluğa çevirmemeliyiz. Kısaca hemen derse oturup düzenlemek istediklerimizi dinleme aralarında yapmalıyız.

Ders çalışırken müzik dinlenir mi? Beyniniz gerçek anlamda sadece bir işin takibini yapabilir. Dolayısıyla hem ders çalışmak hem de müzik dinlemek ya da TV izlemek doğru değildir.

Dersiniz bitmeden önce; çalışma isteğiniz azalmışsa dersinize son vermeyin! Daha küçük çalışma hedefleri belirleyin ve buna uyun. 5 sayfa okuyup kalkarım gibi… Daha sonra kısa bir süre çalışma yerinden ayrılın.

Çalışma sırasında; çalışırken kendinize küçük ödüller koyun, ilgi ve dikkatinizin azaldığını fark ettiğinizde, okuduğunuz konuyu bitirince, hoşlandığınız bir işi yaparak kendinizi ödüllendireceğinize söz verin. Çalıştığım bölümü bitirince bir meyve yerim gibi…

Ödülde dikkat edilmesi gereken 2 nokta önemlidir:

• Çalışmayı bitirmeden ödülünüzü almayın
• Zaten yapacağınız bir şeyi ödül olarak seçmeyin.

Okuduklarınızı kendi kelime ve cümlelerinizle ifade etmeniz, konulardan özetler, sorular ve cevaplar çıkarmanız öğrenmeye aktif olarak katılmayı ve daha etkin öğrenmeyi sağlar. Çalışırken kendinizi, sınav hazırlayacak kişinin yerine koyup “ben bu konudan soru hazırlayacak olsam, ne sorardım?” diye düşünün. Bu soruların olası cevaplarını bulmanız konuyu özümsemenizi sağlar.

Şimdi şöyle bir soru geliyor aklıma:
• Sınav öncesinde çalışmak doğru mu?
• Doğru değil.
• Ama neden?
• Çünkü öğrenme = Anlamak + Hatırlamak + Uygulamak aşamalarından oluşur. Anlaşılan bilgilerin oturması, anlaşılması için zamana ihtiyaç vardır. Ayrıca sınav öncesi yapılan çalışmada anlamak için vakit yoktur. Tam anladığınız noktada bilgiyi hafızanıza geçirmek için yeterli zamanınız kalmaz.

6.DİKKATİNİZİ UYANIK TUTUNUZ
İnsanda dikkat her an vardır, önemli olan bunun çalışılan konu üzerinde toplanabilmesidir. Sevilen ve ilgi duyulan bir konu, dikkatin uyanık tutulmasına yardım eder. Daima belirli yerlerde çalışmak, gürültünün bulunmadığı yerlerde çalışmak, sandalyede oturarak çalışmak, masada gerekli araçlar dışında başka şeyler bulundurmamak, çalışma yerini 18- 20 derece sıcaklıkta tutmak, işleri sıraya koymak, işleri bitirmede kendinizle yarış kararı almak, her seferinde bir çeşit işle çalışmak dikkatin dağılmasını önleyici yöntemlerdir.

7. DERSE HAZIRLIKLI GELİNİZ
Başarılı olmanın yollarından biri de derslerin işlenmesine etkin olarak katılmaktır. Derslerde sürekli edilgen durumda kalan öğrencilerin işlenen konuları anlamaları zordur. Öğrenciler okula gelmeden önce, o gün işleyecekleri konuları gözden geçirmelidirler. Bu sayede hem derslerin işlenişine katılmak için gerekli güveni kazanırlar hem de öğretmenin anlattıklarını daha kolay anlarlar. Gerek işlenecek konulara hazırlanırken, gerekse işlenen konular gözden geçirilirken,, anlamakta zorluk çekilen yerler belirlenmeli, bu konularla ilgili sorular hazırlanıp, derste öğretmene sorulmalıdır. Öğretmenlerin derse hazırlıklı gelen, soru soran, derse kalkan öğrencileri daha çok sevdikleri de unutulmamalıdır.

8. NOT TUTUNUZ
Öğrencilerin büyük bir kısmı not tutma tekniğini bilmemektedir. Not tutarken;

• Anlatılanlar öğretmenin ağzından çıktığı gibi değil, anlaşıldığı gibi yazılmalıdır.
• Öğretmenin anlattığı konunun ana fikri ve anlamları kavranıncaya kadar beklenilmelidir.
• Zamanın çoğu yazmakla değil, dinlemekle, fikirleri kavramaya çalışmakla geçmelidir.
• Konu; grafik, şekil, istatistik vb bilgilere dayalı olarak anlatılıyorsa notlar arasına bunlar da alınmalıdır.
• Önemli fikir ve paragrafların aynen yazılmasında fayda vardır.
• Yazıların düzgün ve okunaklı olmasına önem verilmelidir. Önce müsvedde yapma, sonra temize çekilme yoluna gidilmelidir.

9. ARAÇ-GEREÇ VE KAYNAKLARDAN YARARLANINIZ
Öğrenci, herhangi bir konunun öğrenilmesinde, basılı araçlara ne kadar başvurursa, öğrenme ilgisi ve zihinsel yetileri de o kadar çok genişleyecektir. Basılı öğrenme araçlarından yararlanmada çizelge grafik, harita ve resimlerin özel bir önemi vardır. Bunlar sayfalarca anlatılan bilgileri topluca ve bir arada vererek o konunun kavranmasına yardımcı olmaktadır.

10. VERİMLİ OKUYUNUZ
Okuma, öğrenmenin en temel yoludur. Öğrenmede hızlı okuma önemli ve gereklidir. Hızlı okumayla hem okunanlar daha iyi anlaşılır hem de zamandan kazanılır. Okuma hızı lise öğrencileri için yaklaşık 200- 250 sözcüktür. Bu hız okunulan yazının niteliğine ve okumanın amacına göre ayarlanmalıdır. Vakit geçirmek amacıyla bir hikaye veya roman okurken okuma hızı oldukça yüksek olabilir. Ama okuma, yorum yapma, eleştirme, özet çıkarmak için yapılıyorsa okuma hızı yavaş olmalıdır.

Hızlı okumanın en önemli yolu sessiz okumadır. Sessiz okuma, hızı arttırdığı gibi anlamayı da kolaylaştırır. Hızlı ve anlamlı okuma becerisi kazanabilmek için bol bol okuma çalışmaları yapılmalıdır. Önce gazete, öykü ve roman gibi şeylerle işe başlamalı, giderek boş zamanları okuyarak değerlendirme alışkanlığı kazanılmalıdır.

11.ARALIKLI TEKRARLAR YAPARAK UNUTMAYI ÖNLEYİNİZ
Öğrenilenler zamanla unutulabilir. Unutmayı önlemenin iki yolu vardır: Bunlardan biri öğrenilen bilgileri yeri geldikçe kullanmak, diğeri de aralıklı olarak tekrar etmektir. Öğrenciler öğrendiklerini yeri geldikçe kullanırken hem bunarlın işe yaradığını görecekler hem de yeni bilgiler edinmeye motive olacaklardır. Maddeler halinde belirtirsek, düzenli tekrar sayesinde:

• Konu daha kolay anlaşılır
• Anlaşılmayan konular için zaman kazanılır
• Anlaşılan konuların hafızaya aktarılması sağlanır
• Bir sonraki bilgilerin daha kolay anlaşılması sağlanır
• Bilgilerin beynimizde sindirilmesi sağlanır
• Sınava daha az kaygılı gireriz.
• Öğrenmek için öğrenmiş oluruz. Özellikle ara sınıflarda sınav gecesi çalışma, günü kurtarmak ve geçer not almak için yapılır.
• Çalıştığınız bilgilerin uzun süreli hafızaya kodlanabilmesi için mutlaka tekrar yapmalısınız.
• Sistemli tekrarın en önemli özelliği öğrenme, düşünme ve hatırlatma konusundaki birikim sağlayıcı etkidir.

Düzenli tekrar sayesinde; zamandan kazanmak için her şeyi tekrarlamak yerine konunun önemli kısımlarını tekrarlamayı, bilgiler arasında anlamlı bağlar kurabilmeyi, konunun ilginç yönlerini araştırabilmeyi, konu üzerinden semboller çıkartarak kodlamayı veya gözümüzde canlandırabilmeyi, konular arasında mantıksal çıkarımlarda bulunarak veya neden-sonuç ilişkileri kurarak çalıştıklarınızın kalıcı olmasını sağlayabilirsiniz.

Bunun yanı sıra;
• Nasıl ve niçin öğrendiğinizi ne öğrendiğinizle birleştirin
• En iyi öğrenebildiğiniz zamanı ve ortamı keşfedin
• Bir şeyi öğrenirken tüm duyularınızdan yararlanın
• Şimdiyi değil, geleceği düşünün! Bu size heyecan verecektir!


OKUL DERSLERİNDE YÜKSEK BAŞARI

DERSTEN ÖNCE UYULMASI GEREKEN İLKELER

Her öğrenci kendi çalışma ortamına göre bir çalışma planı hazırlamalı ve bu plana mutlaka uymalıdır. Çalışma metodunu, dersin özelliğine göre seçmelidir. (okuma, not tutma, anlatım, tümdengelim, tümevarım gibi) Sayısal dersler çalışırken mutlaka yazarak çalışma metodu uygulanmalıdır. Ders çalışmaları mutlaka belirli bir yerde sakin bir ortamda bir masa üzerinde yapılmalıdır. Hemen her derste bütün konular çalışılmalı, konular arasında önemli önemsiz ayırımı yapılmamalıdır. Ders araç ve gereçlerini çalışmaya başlamadan önce hazırlamalı, unutulmamalıdır ki araç ve gereç ihtiyacı olduğunda temin edilmeye çalışılırsa hem zaman kaybına hem de dikkatin dağılmasına neden olur. Çalışmaya psikolojik olarak hazır olmayan kişi, problemlerinden kendisini soyutladıktan sonra çalışmaya başlamalıdır. Öğrenmeyi aralıklarla yapmalı; bu aralıklarda dinlenme, gezinti, söyleşi, müzik ile yapılabilir. Çalışılan konu kendi başına bir bütün değilse, geçmiş konular gözden geçirilmelidir. Sözel dersler çalışılırken ana düşünceleri dile getiren anahtar kelime ve cümleler tespit edilmeli, gerekirse renkli kalemle altları çizilmelidir. İşlenecek konu dersten önce çalışılmalı, anlaşılmayan yerler tespit edilerek derse girilmelidir. Ders çalışırken motive olunmalı, televizyon karşısında veya yatarak çalışmanın etkinliği azaltacağı unutulmamalıdır. Düzenli bir defter tutma alışkanlığı kazanılmalı. Tükenmez kalem yerine kurşun kalem kullanmaya özen gösterilmelidir. Çalışırken bir konuyu ezberlemek yerine o konuyu anlamaya ve problemin çözümüne yönelik bir öğrenme seçilmelidir. Anlatım dersinin arkasından sayısal (matematik, fen bilgisi gibi) bir ders çalışılmalıdır. Sabah kahvaltısı yapılarak okula gidilmeli, aksi takdirde ders dinleme dikkatinin azalacağı unutulmamalıdır.


DERS ESNASINDA UYULMASI GEREKEN İLKELER

Sınıfta dersler iyi dinlenmeli, ders sırasında başka şeylerle meşgul olunmamalı, öğrenci anlamadığı yeri öğretmenine anında sormalıdır. Öğretmen, dersi anlatırken üzerinde durduğu noktalar ve sınıfa yöneltilen sorular not edilmeli ve sonra çalışılmalıdır. Tahtaya yazılan bilgiler ve problem çözümleri dikkatli bir biçimde deftere geçirilmeli ve kontrol edilmelidir. Derslerde devamsızlık yapılmamalı, eğer zorunlu olarak yapılmışsa o dersteki konu arkadaşlardan öğrenilmelidir. Unutulmamalıdır ki bir sonraki konunun öğrenilmesi bir önceki konunun bilinmesine bağlıdır. Sınavlarda soruların cevaplarına geçilmeden önce cevaplar zihinsel tasarlanmalı, kağıtlar verilmeden önce mutlaka kontrol edilmelidir.


DERSTEN SONRA UYULMASI GEREKEN İLKELER

Bütün dersler işlendikçe çalışılmalı, konular biriktirilmemelidir. Dersler tekrar edilirken anlaşılmayan konular tespit edilmeli, bir sonraki derste öğretmenine sorularak öğrenilmeli,.sorularak öğrenilenlerin unutulmayacağı hatırdan çıkarılmamalıdır. Sayısal dersler çalışılırken sınıfta öğrenilen çözüm yollarının yanı sıra başka çözüm yollarının da olup olmadığı kaynak kitaplardan araştırılmalıdır. Zor anlaşılan konulara en verimli çalışma saatleri ayrılmalıdır.


SINAV KAYGISI

Kaygı; üzüntü, tasa, sıkıntı, endişe demektir. Sıkıntı; değişik nedenlerden kaynaklanan ruhsal yorgunluk anlamına gelmektedir. Tasa; keder, gam, kaygı, tedirgin edici durumdur. Endişe ise tasa, korku ve kaygı anlamlarını karşılar.


Kaygılı Öğrenci Tipi

Kaygılı öğrenci, çabuk üzülür çabuk heyecanlanır. Hep gergin ve tedirgindir. Duygusal ve içlidir. Her şeyi büyütür, küçük şeyleri kendine dert eder. Sınavlarda heyecanlanır, sararır, solar, terler. Tırnaklarını yiyebilir, elleriyle oynar, kız öğrenciler saçlarıyla oynar.

Sınavlara hazırlanan öğrencinin, sınavlar yaklaştıkça bu heyecanı artıyor, öğrenci kendini kötü hissediyor, tedirgin ve güvensiz oluyor; ağlama duygusu gibi durumları sıkça yaşıyorsa sınav kaygısı duyuyor demektir.

Kaygılı öğrenci sevecendir, acıma duygusu gelişmiştir. Kendisi gibi aile bireyleri için de üzülür. Arkadaş ilişkileri iyidir. Arkadaşları tarafında genelde sevilir. Kurallara özen gösterir. Eleştiriye hazırlıksızdır, beğenilmek ister.

Sürekli tedirgin olup, duygusal tepkileri abartılıdır. Nedenini bilmediği korkular çeker. Ailesine bağımlıdır. Ailesinden sürekli destek bekler. Uykusu düzensizdir.

Sınav kaygısı duyan öğrencilerin düşünceleri

Acaba sınavı kazanabilecek miyim? Arkadaşlarım kazanır da ben kazanamazsam, onların arasında nasıl dolaşırım?

Annem, babam yemedi yedirdi, giymedi giydirdi, benim için her şeyi yaptılar. Bütün ümitlerini bana bağladılar. Kazanamazsam onların yüzüne nasıl bakarım? Daha hazır değilim, vakitte çok kısaldı, sınavı düşündükçe ruhum daralıyor, içim sıkılıyor ne yapabilirim?

Kafamı toplayamıyorum, okuduklarımı anlayamıyorum, galiba sınavı kazanamayacağım, çalışmak istediğimde bu düşünceler aklıma geliyor ve çalışamıyorum, ne olacak benim halim?

Bu ve buna benzer düşüncelere kapılan kaygılı öğrenci bu durumdan olumsuz etkilenir. Öğrencinin kendisine olan güveni sarsılır. Bu düşünceler her zaman aynı yoğunlukta olmaz. Bazen azalır bazen artar.

Kaygılı öğrenci bu düşünceleri kendi kendine sürekli olarak zihninde tekrarlar ve yorumlar. Bu durumda kaygısını arttırır. Yani susadıkça deniz suyu içen birisi olur.

Kaygılarının gerçekleşeceği zannına kapılır ve ders çalışmak isteğinde uykusu gelir, bu işi başaramayacağı endişesiyle çalışmaktan da soğuyabilir. Daha sonraları öğrendiklerini hatırlayamaz, bazı bildiklerini karıştırmaya başlar, yanlışları çoğalır.

Genelde kalp atışlarının hızlanması, yüzde kızarma, avuç içinde terleme, baş ağrıları, baş dönemsi, mide kasılmaları, titreme, güvensizlik gibi fiziksel değişikliklere sebep olan sınav kaygısından öğrenci en kısa zamanda kurtulmalıdır.

Sınav kaygısı konusunda;

Yapılan araştırmalara, öğrencilerin iki alanda aşırı kaygı duyduklarını göstermiştir: “sınava hazırlık” ve “sınav sonucu”.

Sınavlara hazırlıkla ilgili kaygılar:
• “Sınava yeteri kadar hazırlanabiliyor muyum?”
• “Yaptıklarım yeterli mi?”
• “Eksikliklerimi nasıl gideririm?”
• “Neden başkaları gibi çalışamıyorum?”
• “Acaba hazırlanma yöntemim doğru mu?”
• “Başkaları gece çalışıyor. Ya ben?”
• “Okul dersleri ile sınavlara hazırlığı nasıl yürütebilirim?”

Öğrencilerin bu gibi düşüncelere kendilerini aşırı derecede kaptırmaları, saplantı haline getirmeleri aşırı sınav kaygısına neden olmaktadır. Hayattan beklediklerinizi sürekli tekrar edin.

Sınav sonucu ile ilgili kaygılar:
• “Acaba kazanabilecek miyim?”
• “Acaba kazanabilecek yeteneğe sahip miyim?”
• “İstediğim okulu kazanabilecek miyim?”
• “Kazanamazsam ne olur?”

Kazanamazsam;
&ull; “Anne, babama ne derim?”
• “ Arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakarım?”
• “Sokağa nasıl çıkarım?”
• “Çevrem benim hakkımda ne düşünür?”

Öğrenci sınavda bile sınav sonucu ile ilgili kaygıları yoğun bir biçimde yaşayabilir. Sınavda heyecanlanmak sınav sonucunu düşünmekle ilgilidir. Uzmanlar bu düşüncelerin zihni sınavda bile sürekli meşgul etmesinin kişiyi ciddi boyutlarda kaygıya yönelteceğini söylemektedir.

Yarısına kadar su dolu bardağını gösterip “ ne görüyorsunuz?” dendiğinde; bazıları yarısına kadar dolu bir bardak bazıları da yarısına kadar boş bir bardak diyecektir. Bardağın dolu kısmını görenler olumlu düşünenlerdir. Boş kısmını görenler olumsuz düşünenlerdir.

İyimserlik, öğrenilmiş bir davranıştır ve başarı için çok gereklidir. Bardağın boş kısmını gören öğrenciler çalışma süresince ya da herhangi bir durumda bir zorlukla karşılaştıklarında hemen olumsuz düşünmeye başlarlar. Bardağın yarısını boş görenler, ben bunu başaramam. Zaten okuduklarımdan bir şey anlamıyorum diye düşünürler.

Geri zekalı mıyım ne? Yanlışım çok çıkıyor. Ne zaman her şey istediğim gibi gidecek? Bıktım usandım vallahi.

Bu öğrencilerin kendilerine bu şekilde acımasızca davranmaları ve zihinlerini böyle olumsuz düşüncelerle doldurmaları kaygıyı arttırır.

Bir öğrenci okula geç kalma endişesi ile sabah kalkacağı vakte saatini kurup yatarsa ve sabah o saatte de yine okula geç kalma kaygısıyla işlerini yavaştan almadan kahvaltısını yapıp evden zamanında çıkarsa bu kaygı onun için faydalıdır. Çünkü bu kadarlık bir kaygı bu öğrencide sorumluluk duygusunu oluşturmuş ve bu duygu sayesinde yapması gerekeni yapmıştır.

Başka bir öğrenci yine sabah okula geç kalmamak için saati kurarsa, ancak kaygının şiddetinden buna güvenmeyip sabah kadar uyumazsa, ya sabaha karşı uyuyacak okula gerçekten geç kalacak ya da okulda uyuyacak, okula gitmesinin amacı olan dersleri dinleyemeyecek, sınavı var ise sınavda uykulu sınavda uykulu bir hal sergileyecek. Zararlı kaygı, gece uyuyamayan öğrencinin durumuna benzer.

Birinci öğrenci işi gerçekleştirebilirken ikinci öğrenci aynı işi gerçekleştiremez. Oysa ikisinin hedefi de aynıydı.

Sınava az bir süre kala alışkanlıklarınızı asla değiştirmeyin. Hiçbir doktorun çantasında mutluluk kadar çabuk ve düzenli etkide bulunabilecek bir ilaç yoktur.


“KAYGI”NIN NEDENLERİ

Ailenin, çevrenin ve okulun beklentileri, olumsuz düşünceler, yaşanmış başarısızlıklar, kendine güvensizlik… Bu gibi sorunlar kaygının başlıca nedenleridir.

Kaygının giderilmesi; kaygı belki tamamen giderilmeyebilir. Ancak zararlı olmayacak ölçülere çekilebilir. Öncelikle kendinizi tanıyın. Kaygı duyduğunuz alanları tespit edin. Mesela sınava geç kalma korkusu taşıyan bir öğrenci gerekli önlemleri aldığı zaman geç kalmayacağını düşünerek bu kaygısını yenebilir.

Unutmayalım ki bilinçaltımız her şeyi not eder. “Ben başarısızım, tembelim, heyecanlıyım, çok hata yapıyorum, sınavdan çok korkuyorum” gibi düşüncelerinizi de not edecektir. Bu olumsuz düşünceleri aklınızdan geçirmeyin. Bilinçaltınız olumsuz düşünceleri gerçekmiş gibi algılar. Olumsuz düşünerek kendinizi şartlandırmayın. “ ben kazanacağım, ben başaracağım, ben korkmuyorum, ben hazırlıklıyım” diye düşünün.

Kendinize iyi davranın, değer verin, olumlu düşünün ve kaygıdan uzaklaşın. Kişi, kaygının kaynağı olan düşüncelere müdahale etmelidir. Neden böyle düşündüğünü belirlemekle işe başlayabilir. Daha sonra böyle düşünmenin ne faydası olduğunu kendi kendinize sorup cevap arayabilir. Son aşamada zihinden geçen bu düşünceleri iyi, olumlu düşüncelerle değiştirmeyi deneyebilir.

Lowel Peacock; “ Başarılı insanı belirleyen ilk özellik tutumudur” der. Kişi olumlu tutum ve düşüncelere sahipse, zorluklara uğraşmayı seviyor ve onların üstesinden gelmekten haz duyuyorsa, başarılarının yarısını gerçekleştirmiş sayılır. İnsanın içinde her zaman iki ses vardır: Biri felaket tellallığı yapar, diğeri pozitif enerji verir.

Ancak olumlu düşünmek bahane bulmak demek değildir. Olumlu düşünüp gereken çabayı göstermek gerekir. Kendinize güvenin ve kendinize değer verin. Unutmayınız ki zorluklar başarının süsüdür.

Kendinize verdiğiniz değer ölçüsünde başarılı olur ve kaygınızı yenersiniz. Rakiplerinin isminden korkan bir sporcu ne derece başarılı olabilir. Bir düşünün.

Başkalarının sözleriyle kendinizi değerlendirmeyin. “Ne derler, ne düşünürler hakkımda? …” Fiziksel egzersiz ve spor, kaygı düşmanıdır. Kaygı damarlarda daralmaya ve dolayısıyla hücreye giden kanın ve kanın taşıdığı oksijenin azalmasına neden olur. Bu durum öğrenmeyi de zorlaştırır. Çünkü kaygı sırasında beden kimyasında bulunan bir takım hormonsal hammaddeler, öğrenme işlemi için gerekli olan protein zincirinin kurulmasını engeller.

Nefes egzersizi ve düzenli fiziksel egzersiz bu durumu tersine çevirerek damarları genişletir, hücrelere giden kanın artmasını sağlar. Vücutta rahatlamayı sağlayan hormonsal hammaddelerin salgılanmasına kapı açarken kaygıya neden olan hormonsal maddelerin salgılanmasını da önler.

Kaygıyı yenmede neler mi etkili ?

Planlarınızı uygulamada mutlaka iradeli ve tutarlı olun. Taviz vermeyin. Tutarlı ve iradeli insanlar kaygıya karşı daha dirençlidir. Planlarınızı uyguladıkça kendinize olan güveniniz artacaktır. Kendine güven duygusu kaygıyı azaltacağına göre, başarılı olduğunuz etkinliklerde bulunun. Saplantılarınızdan kurtulun. Düşüncelere değil, yaptıklarınıza değer verin.

Gerçekçi, uygulanabilir planla yapılan çalışmalar, kişinin aklına gelen olumsuz düşüncelere giderme bakımından etkili olacaktır. Asla ve asla ümitsiz olmayın. Başaramayacağınız hiçbir şey yok. Başkaları adına düşünmeyin. Başkalarının sizin için ne düşündüklerini düşünerek gereksiz yere kendinizi yıpratmayın. Bir birey olduğunuzu düşünün. Kendinizi başkaları ile karşılaştırmayın. Azimli olun ve hedeflerinize ulaşabilmek için çalışın. Kendinize değer verin.

Sınav sonucu ile ilgili kaygı gelecek ile ilgili bir kaygıdır. Ama gelecek henüz gelmemiştir. Gelmemiş bir gelecekte neler yaşanacağını kimse bilemez. Bilinmeyen şeylerden dolayı endişelenmeyin.


NEFES EGZERSİZİ

Nefes ağır ve derinden alınmalıdır. Nefes burunla alınmalıdır. Yavaş alınmalıdır. Hızlı alınırsa burun çeperleri yapışacak, ciğerlerin ortası dolacaktır. Oysa sağlıklı nefeste ciğerlerin tamamı dolmalıdır. Nefes alırken aralar verilmelidir. Sık sık nefes almak beyin merkezinde karbondioksit miktarını arttırır. Bedeni kontrol etmek solunumla başlar. Doğru ve derin nefes almak damarları genişletir. Kanın bedenin en uç noktalarına kadar gitmesini sağlar. Kandaki oksijende böylece vücutta yayılır.

Öyleyse nefes alma çalışmaları yapın. Önce arkanıza yaslanın burnunuzdan derin derin nefesler alın. Nefesi 3-4 saniye içinizde tutun. Sonrada ağzınızdan bırakın. Bunu 6-7 kez tekrarlayın. Oksijen, kişi için çok önemli olmakla beraber kişinin aldığı oksijenin yüzde yirmisini beyin kullanır. Beyne daha fazla oksijen gitmesini sağlayacak nefes çalışmaları sizi gevşetecek, rahatlatacak, zamanla da kaygınızı kontrol etmenizi sağlayacaktır.

Bu uygulamayı günde iki hafta da 5 kez yapın. Gözlerinizi kapatın, sağ elinizi açıp göbek altına, sol elinizi kalp hizasında göğsünüzün üzerine koyun. Yavaş yavaş burnunuzdan nefes almaya başlayın. Ciğerleriniz tam olarak doluyor, ciğerlerinizdeki hava diyaframınıza baskı yapıyor, karın boşluğunuz şişiyor ve göbek altındaki eliniz dışarı doğru itekleniyorsa işlemi doğru yapmışsınızdır. Ayrıca nefes egzersizi dışında günde 15-20 dakika kadar yapılan fiziksel egzersizin kaygıyı azalttığı bilinmektedir. Fiziksel egzersizler konusunda beden eğitimi öğretmeninize danışın. Ayrıca her zaman olumlu düşünmeye çalışın. Güne kahvaltı yaparak başlayın. Beslenmenize dikkat edin. Yeteri kadar, düzenli ve verimli uyumaya özen gösterin.

Sorunlarınızı çevrenizdeki insanlarla paylaşın. Ailenizle, rehber öğretmeninizle, arkadaşlarınızla… Neşeli olmaya çalışın. Bunun için mizah ağırlıklı yazılar okuyabilirsiniz. Kendinize zaman ayırın. Çalışmalarınızı aksatmayacak şekilde sosyal etkinliklerde bulunun yaptıklarınızla kaygıyı yenin…

Sınav kaygısını yenmek için şu noktalara dikkat etmek gerekir:

Dinlenme anında, bedensel rahatlamamızı sağlayan fiziksel egzersizler yapmak çok yararlı olacaktır. (Derin nefes alıp verme, spor yapma vb)

Eğitimciler ve anne babalar öğrenciyi güdülemek için kaygı düzeyini yükseltebilirler. Buna dikkat etmek gerekmektedir. Başarının amacı, mutlu ve güvenli bir insan olmaktır. Bu da çeşitli yollarla olur. Mutlu ve güvenli yaşamda yalnızca sınav sonucuna bağlanamaz. Bundan başka birçok yaşama seçeneği bulunduğunu unutmamalıyız.

Sınavı bir kişilik sorunu haline getirmemek gerekir. Sınavda yalnızca kişiliğinizin değil, sizin belirli bir yanınız ölçülmektedir. Sınavı kaybetseniz de siz yine insan olarak değerlisiniz.

Kısacası sınavı bir ölüm- kalım sorunu yapmadan düşünürseniz daha başarılı olursunuz. Rüyalarınızın gerçekleşmesini istiyorsanız, öncelikle uykudan uyanmanız gerekir

KISACASI:
• Kendinize değer verin.
• Planlı olun.
• Düzenli çalışın.
• İradeli olun.

Unutmayın ki kaygı ve korku gibi bütün durumlar insanın kendi eseridir. Ve insan sadece kendi içinde yaşar. Haliyle kendisi bunlara katlanır. Mutlu ve başarılı bir gelecek sizi bekliyor. Bunu düşünmeye ne dersiniz?

Kaygı, çoğu zaman nedeni belli olmayan korkudur. Olmayan, olduğu varsayılan bir değerin, kişiliğin kaybedilme korkusudur.

Korku ile kaygı genellikle birbirinin yerine kullanılır. Ama ikisi aynı şey değildir. Korku, bir tehdit anında bedensel tepkilerin yanı sıra hissedilen duygusal tepkidir. Tehditle orantılı olarak azalıp çoğalır. Kaygı ise bununla orantılı değildir. Tehditten bağımsız olarak da devam edebilir.

Sınav kaygısı toplumumuzun büyük bir bölümünü ilgilendirmektedir. Yine etkilenen kesim her yıl artarak devam etmektedir. Sınav kaygısının öğrenmeyle ya da fazla ders çalışmakla ilgisi yoktur. Fazla ders çalışmanın, bilgi yüklemenin kaygı ve stres yarattığı düşüncesi bir hayli yaygındır.

Fazla ders çalışıp yorulan bir öğrenci kısa bir rahatlama ve egzersizden sonra dinlenebilir. Kaygıyı yaratan sınavdan başarısız olunacağı ve bu başarısızlığın bazı değerlerin sonu olacağı korkusudur.

SINAVLARDA NELERE DİKKAT ETMELİSİNİZ

SINAVDAN ÖNCE GENEL TAVSİYELER:

Sınava kendinize güvenerek giriniz.
• Sınavdan bir hafta öncesinden vücudunuza, beslenmenize ve uykunuza özel önem gösteriniz. Fazla çay, kahve gibi uyarıcı maddelerden ve sakinleştirici ya da uyarıcı niteliği taşıyan ilaçları kullanmaktan kaçınınız.
• Sınavdan bir gün önce çalışmayı tamamen bırakınız. Sınav düşüncesinden uzaklaşmaya çalışınız.
• Çevrenizdeki insanlarla sınavla ilgili konuşmaların olmamasına özen gösteriniz.
• Sınavla ilgili hazırlıklarınızı yaparken “bu sınavı başarmak istediğinizi” düşününüz.
• Sizi yoran faaliyetlerden ve gürültülü ortamlardan uzak durunuz.
• Belgelerinizi tam olarak bir gün öncesinden hazırlayınız.
• Sınavdan bir gece önce hafif bir akşam yemeğini tercih ediniz.
• Gece erken yatıp, uykunuzu tam olarak alınız.
• Sabah iyi bir kahvaltı yapınız.
• Yanınızda şekerli maddeler götürünüz.


SINAV ESNASINDA

• Bir bölüme başlamadan önce o bölümü hızla gözden geçiriniz. Böylece testin yapısındaki ve soru sayısındaki değişikliğe karşı uyanık olmanızı ve kendinizi değişikliklere karşı yeniden düzenlemeyi sağlamış olursunuz. Ayrıca kitapçığın sayfalarını ve sayfa numaralarının birbirini takip edip etmediğini kontrol ediniz.
• Kullandığınız soru kitapçığının türünü cevap kağıdına doğru olarak mutlaka kodlayınız.
• Size verilen cevap kağıdındaki SOYADIN, ADIN ve ÖSYM numarasının size ait olup olmadığını kontrol ediniz. Bu bilgiler size ait değilse hiçbir işaretleme yapmadan SALON BAŞKANINA haber veriniz.
• Cevap kağıdına işaretleme yaparken optik okuyucunun yanlış okumasına sebep olabilecek her türlü işaretlemeden kaçınınız.
• Her soru için tek cevap seçeneği işaretleyiniz, iki ya da daha çok seçenek işaretlerseniz o sorunuz yanlış sayılacaktır.
• Cevap kağıdına işaretleme yaparken kaydırma yapmamaya dikkat ediniz. Sınava en iyi bildiğiniz testten başlayınız.tamamen sınava konsantre olmaya çalışınız.
• Soruları cevaplarken hız ve doğruluk açısından bir denge sağlayınız. Çok hızlı çalışıp hata yapmaktan veya aşırı dikkatli davranarak bir soru üzerine gereğinden fazla bir süre durmaktan kaçınınız. Soru çözümünde akılcı davranınız.
• Doğru seçeneği buldum diyerek diğer seçenekleri okumadan geçmeyiniz.
• Her başladığınız testte sıra ile önce kolay soruları çözünüz. Daha sonra “turlama” tekniği ile başa dönerek diğer sorulara geçiniz.
• Bir soruyu belirli bir süre geçtiği halde çözemiyorsanız soru üzerinde uğraşmayı bırakınız. Bölümdeki diğer sorularında aynı puan değerine sahip olduğunu düşünerek bu sorulara yöneliniz.
• Zamanı çok iyi değerlendirmeniz gerektiğini unutmayarak temponuzu ayarlayınız. Ancak sürekli zamanı kontrol ederek zamanla aşırı ilgilenmeyiniz.
• Sorulan soruya cevap olmayacak seçenekleri eleyip cevap oluşturabilecek seçenekler üzerinde düşününüz. Rastgele işaretleme yapmaktan kaçınınız.
• Testleri çözerken yöneltme sorusunu (soru kökenini) iyi okuyunuz. Neyin sorulduğunu tam olarak anlamadan doğru cevabı aramaya çalışmak sonuçta sizi yanılgıya düşürebilir.
• Bazen soru kökü “olamaz”, “değildir”, “yanlıştır”, “olmamalıdır” gibi olumsuz ifadeler taşıyabilir. Zihin hep olumlu soru türlerine şartlandığı için sorudaki olumsuz ifade gözden kaçabilir. Bu yanlışı yapmamaya çok dikkat etmelisiniz.
• Doğru cevap birbirine benzeyen ve doğru olmayan bir grup seçenek arasında gizlenmiştir. Sorulan soruya cevap olmayacak seçenekleri eleyiniz. Tahmin etmeniz gerekirse, hızlı tahminde bulununuz ve fikrinizi değiştirmeyiniz.
• İki seçenek arasında doğru cevap olması açısından bir fark göremiyorsanız tahminde bulununuz. Yapacağınız ilk tahminin daha isabetli olacağını ve tahmininizi değiştirmenin zaman kaybına sebep olacağını dikkate alınız.
• Dört yanlışın bir doğruyu götürdüğünü unutmayınız. Ve rastgele cevap vermekten kaçınınız. Üç seçeneği eleyebiliyorsanız iki seçenekten size en yakın olanını işaretleyiniz.
• Eğer zihninizin sınavdan koptuğunu fark eder veya hissederseniz birkaç saniye için zihninizi dinlendirmeye ihtiyacınız var demektir. Kaleminizi bırakın, gözlerinizi kapatın, alnınızı ve şakaklarınızı ovarak veya sizi rahatlatacak başka bir dinlenme egzersizi yaparak 15 saniye gibi bir süreyi bu amaçla kullanabilirsiniz.
• Özel bir kodlama metodu geliştiriniz. Böylelikle neyi yapıp, neyi geride, hangi durumda bıraktığınızı kolayca görmüş olursunuz.
• Süreyi son saniyeye kadar kullanınız.
• Giriş sınavında zamana karşı yarışacaksınız. Zaman baskısı soruların güçlük derecesini yükseltecektir. Buna hazırlıklı olmanız gerekir.
• Sınav sonu bütün belgelerinizi eksiksiz olarak salon görevlilerine teslim ediniz.


SONSÖZ

Sevgili Öğrenci,
Buraya kadar 4 bölüm içinde, başarının anlamını, başarmak için gerekli çalışmaları nasıl yapacağımızı öğrendik. Başarımızı göstereceğimiz sınavlardan önce ve sonra neler yapmamız gerektiğini detaylı bir şekilde kavradık.

Görüyorsunuz değil mi? Başarmak isteyen öğrenci için ne kadar güzel ve faydalı bilgiler varmış. Akan nehirden ahmaklar kaçarken akıllılar baraj yapıp enerji üretmiş.

İşte şimdi sıra sende! Bütün bu bilgileri zihninde sindirip, başarı hücrelerini besleyen birer enerji deposu haline getir.

Kalk, erteleme, üşenme, gevşeme!
Hemen şimdi olmazsa ne zaman?